Peygamberin Soyu ve Yakın Ataları

Peygamberin Soyu ve Yakın Ataları

Arab neseb çizelgelerinde Hazreti Peygamberin soyu Adnan’a oradan Hazreti İsmail Aleyhisselam’a hatta Hazreti Adem Aleyhisselam’a kadar ulaştırılır. Ancak ensab alimleri, Hazreti Peygamber’in sülale sıralaması Adnan ve Üded’e ulaştığında onun “bundan sonrası nesepçilerin yalanıdır” sözünden yola çıkarak, özellikle bu silsileden sonraki şecere şüphe ile karşılarlar.

Mesela, büyük nesep bilgini İbn Hazm, soyu İsmail Aleyhisselam ve İshak Aleyhisselam’a kadar kusursuz bir şekilde ulaşabilen bir insanın bulunmadığını, dolayısıyla nesep silsilesinin Nuh Aleyhisselam’a, oradan Adem Aleyhisselam’a ulaştırmanın imkansız olduğunu söylemektedir.

Müellif, diğer taraftan Adnan’ın İsmail Aleyhisselam’ın soyundan geldiği konusunda şüphenin bulunmadığını, ancak Adnan ile İsmail Aleyhisselam arasındaki isimlerin ve bu isimler hakkında geçen bilgilerin gerçeği yansıtmadığını, dolayısıyla tür malumatın ihtiyatla karşılanması gerektiğini ifade etmektedir.

Bütün bunlar sebebiyle burada Hazreti Peygamber Aleyhisselam‘ın kaynaklarda zikredilen şeceresini aktarmak yerine Kureyş kabilesini Mekke idaresinde hakim konuma getiren büyük dedesi Kusay b. Kilab’dan itibaren ataları ve onların Mekke’deki faaliyetlerini özet olarak sunulmaya çalışılacaktır.

Peygamberin Soyu ve Yakın Ataları
Peygamberin Soyu ve Yakın Ataları

Hazreti Peygamberin Soyu

KUSAY B. KİLAB

Mekke’de Kureyş hakimiyetini sağlayan kişi olarak Hazreti Peygamber Aleyhisselam’ın dördüncü kuşaktan dedesi Kusay b. Kilab kabul edilir. O, kendisinden önce şehri idare eden Huzaa kabilesinin reisi Hüleyl’in kıza Hubba ile evlenmiş, bu kanalla da yönetimi ele geçirme fırsatı bulmuştur.

Kusay bunun ardından Kureyş’i bir araya getirip Mekke’ye yerleştirmiş, bu sebeple kendisine toplayan anlamında “Mücemmi” adı verilmiştir. O, şehrin idare merkezi ve parlamentosu olan Darünnedve’yi inşa etmiştir. Aynı zamanda Kusay’ın evi de olan bu mekan, Mekkeliler için önemli kararların alındığı, Kureyş adına savaşa gidecek birliklerin uğurlandığı, başka kabile veya devletlere gönderilecek elçilerin yola çıkarıldığı ve evliliklerin ilan edildiği merkez olmuştur.

Kusay daha önce Huzaalılar yürütülmüş olan Kabe görevlerinden Hicabe (Kabe perdedarlığı), Kıyade (Kumandanlık), Nedve (Meclis başkanlığı), Sikaye (Hacılara su sağlama) ve Rifade (Hacılara yiyecek sağlama) gibi önemli görevleri bizzat kendisi üstlenmiştir.

Kureyş boyları arasında düşmanlığa yol açmamak için önemi daha az olan başka görev ve törenler ihdas ederek bunları da diğer boylara taksim etmiştir. Ondan sonraki dönemde Mekke yönetimi ve Kabe’yle ilgili vazifeler Kureyş kabileleri arasında şu şekilde paylaştırılmıştır:

  • Haşimoğulları: Sikaye ve İmare; Hacıların şu ihtiyacının giderilmesi ve Kabe-i Muazzama adabının muhafazası.
  • Abduddaroğulları: Sidane, Hicabe ve Nedve; Kabe’ye hizmet görevleri, Kâbe’nin açılıp kapatılması ve Parlamentonun çalıştırılması.
  • Nevfeloğulları: Rifade; Hacılar için Kureyş’ten gıda toplanıp bunun gerekli yerlere sarfedilmesi.
  • Cumahoğulları: Eysar ve Ezlam; Fal oklarının çekilmesi.
  • Sehmoğulları: Emval-i Muhaccere; Kabede bulunan putlara sunulan malların muhafaza edilmesi.
  • Ümeyyeoğulları: Ukab; Savaş için karar verildiğinde açılan sancağı taşıma ve orduya kumanda etme.
  • Mahzumoğulları: Kubbe ve Einne; Kureyş’in savaş hazırlıklarının organize edilmesi.
  • Esedoğulları: Meşvere; Önemli meselelerde Kureyş’in görüşlerinin alınması, şura.
  • Teymoğulları: Eşnak; Diyet ve zararların karşılanması.
  • Adîoğulları: Sifare; Kureyş’in diğer kabile ve devletlerle ilişkilerinin düzenlenmesi.

ABDÜMENAF

Peygamberin Soyu ve Yakın Ataları
Peygamberin Soyu: Abdümenaf

Kusay kendisinin yürüttüğü Nedve, Hicabe, Liva, Sikaye, Rifade, Kıyade gibi görevleri büyük oğlu Abduddar’a, bırakmıştı. Diğer oğlu Abdümenaf, babasın bu kararına itiraz etmedi. Ancak onların ölümünden sonra oğulları arasında rekabet başladı.

Abdümenaf’ın çocukları Abdüşşems, Haşim, Muttalip ve Nevfel, Mekke’yi yönetme konusunda kendilerinin amca oğullarından daha ehil ve hak sahibi olduklarını ileri sürünce, iki kardeş çocukları arasında ihtilaf meydana geldi. Kureyş kabilelerinin bir çoğu taraflardan birini desteklemeye karar verdiler.

Buna göre Abduddaroğulları’nı; Mahzumoğulları, Adîoğulları, Sehmoğulları ve Cumahoğulları desteklerken; Abdümenafoğulları’nın yanında ise Esedoğulları, Zühreoğulları, Haris b. Fihroğulları ve Teymoğulları yer aldılar.

Gruplardan ilki ellerini içinde kan bulunan kaba daldırmak suretiyle yeminleşti ve Ahlaf adını aldı. Bu ortaklık Hilfü’l-Ahlaf olarak bilinmiştir. Rakipleri ise Kabe’de bir araya gelerek ellerini içinde güzel kokular bulunan bir kaba daldırarak ahitleştiler. Bundan dolayı onların anlaşması Hilfü’l-Mutayyebin olarak anılmıştır.

Her iki grup savaşmaya karar verdiği sırada tarafsız bazı kabilelerin araya girmesiyle barış sağlandı. Yapılan görüşmeler sonucunda Hicabe, Liva ve Nedve yine Abduddar’da kalırken, Sikaye, Rifade ve Kıyade Abdümenafoğulları’nın iradesine verildi.

Ahlaf ve Mutayyebun grupları, ittifaklarını -bazen gruplar birer ikişer fire vererek de olsa- İslamiyet’in ortaya çıkışına kadar devam ettirmişlerdir.

Abdümenaf’ın oğulları gençlik çağlarından itibaren geçimlerinin ticarete bağlı olduğunu, ticaretin de ancak emniyet ve komşularla barış yapma yoluyla gerçekleşebileceğini öğrenmişlerdi. Bu amaçla Haşim, Rumlar ile Şam’daki Gassaniler; Abdüşşems Habeşistanlılar; Nevfel Farslılar ile Irak’taki Münzirler; Muttalip de Yemen idarecileriyle ticaret imtiyaz anlaşmaları yaptılar.

Bu sayede Kureyş ticaret kervanları Hicaz, Şam, Irak, Yemen ve Habeşistan arasında hiçbir engelle karşılaşmadan hareket etmişler, bu sayede Mekkelilerin ticaretini en üst seviyeye çıkarmışlardır.

Nitekim Abdümenaf’ın oğullarından Haşim Gazze’de, Muttalib Yemen bölgesindeki Radman’da, Nevfel ise Irak içlerindeki Selman’da ticari faaliyetleri esnasında ölmüşlerdir. Kardeşlerden sadece Abdüşşems’in ölüm yeri aslî vatanı olan Mekke’dir.

Dikkatinizi Çekebilir: Peygamber Tasavvuru – Çağdaş Siyerler Tahrif Aracı mı?

HAŞİM

Abdümenaf’ın ölümünden sonra onun vazifelerinden Sikaye ve Rifade’yi Haşim, Kıyade’yi de kardeşi Abdüşşems üstlendi. Haşim b. Abdümenaf, yaşadığı dönemde Mekke’nin en zengin ve itibarlı liderlerinden biriydi. Aynı zamanda büyük bir tüccar olan Haşim, Kureyş’in yaz ve kış seferlerini başlatan, bu faaliyetlerde onların güvenliklerini sağlayan kişi olarak tanınır.

Nitekim o, Kureyş tüccarlarının Bizans topraklarında rahat dolaşabilmeleri ve ticaret vergilerinden muaf tutulabilmeleri için Kayser’den özel izin almıştır. Haşim Mekkelilerin şiddetli kıtlığa maruz kaldığı bir dönemde Şam’a giderek oradan kuru ekmek ve peksimet getirmiş, yük taşıdığı develeri kesip tirit yaparak halkı doyurmuştur.

Bu sebepledir ki, asıl adı Amr iken kendisine (Haşim – tiridi ufalayan) adı verilmiştir.

Babasının vefatıyla Abdüşşemsoğulları’nın liderliğini üstlenen Ümeyye b. Abdüşşems, zenginliği sebebiyle Kureyş’in önde gelenlerinden biri sayılıyor, bu nedenle Kureyş riyaseti konusunda kendisini amcası Haşim’e denk ve rakip kabul ediyordu.

Ümeyye nihayet bu düşüncesini dillendirerek, kimin daha üstün olduğunun belirlenmesi için bir hakeme müracaat edilmesi teklifinde bulundu. Haşim yaşını ve mevkiini göz önüne alarak bu meydan okumayı kabul etmedi. Ancak Kureyşlilerin aşırı ısrarları neticesinde kaybedenin elli deve vermesi ve on yıl Mekke’den sürgün edilmesi şartıyla kahine gitmeye razı oldu.

Kendisine müracaat edilen Kahinü’l-Huzaî, üstünlük konusunda Ümeyye’nin Haşim ile yarışamayacağı hükmünü verince Ümeyye on yıl sürgün olarak Şam’a gitmek zorunda kaldı. Ondan alınan develer de Haşim tarafından kesilerek halka ikram edildi.

Kaynaklarda uzun asırlar devam edecek olan Benî Ümeyye ile Benî Haşim arasındaki düşmanlığın başlangıcı olarak bu hadise gösterilir.

ABDÜLMUTTALİB

Haşim b. Abdümenaf ticaret amacıyla çıktığı Suriye yolculuklarında kısa süreli olarak Medine’de konaklıyordu. Bu seferlerinden birinde şehrin ileri gelen ailelerinden Neccaroğulları reislerinden Amr b. Lebid el-Hazrecî’nin kızı Selma ile evlendi. Bir müddet sonra da Şam seferine çıktı, ancak yolculuğu esnasında Gazze’de vefat etti.

Bundan kısa süre sonra Medine’deki hanımı Selma bir erkek çocuğu dünyaya getirmiş ve ona Şeybe adını vermişti. Yaklaşık 7 yaşına kadar Medine’de kalan Şeybe, daha sonra amcası Muttalib tarafından babasının memleketi olan Mekke’ye getirildi. Şehre girişleri esnasında devesinin terkisinde bir çocuğun oturduğunu görenler ona Abdülmuttalib (Muttalib’in kölesi) adını verdiler.

Zamanla bu ad onun asıl isminin önüne geçti. Abdülmuttalib olgunluk cağına geldikten sonra babası Haşim’den kalan Kabe görevlerini yürütmeye başladı.

Abdülmuttalib b. Haşim görmüş olduğu bir rüyaya dayanarak kaybolan Zemzem kuyusunu yeniden faaliyete geçirmeye karar verdi. Daha önceki dönemde Mekke’yi idare eden Cürhümlülerin Huzaalılara mağlup olmalarının ardından Zemzem kuyusunu kapatmaları Mekke’yi susuz bırakmıştı.

Onun Zemzem’i bulmak amacıyla kazıya başladığına şahit olan Kureyşliler bu suda kendilerinin de hakkı olduğunu söyleyerek ona engel oldular. Anlaşmazlık üzerine taraflar bu hususta kimin haklı olduğunun tespiti için Şam’da bulunan Sa’dü Hüseyn kabilesinin kabinine gitmeye karar verdiler.

Mekkeliler yolculuk esnasında karşı karşıya kaldıkları susuzluk tehlikesinden Abdülmuttalib’in gayretleriyle kurtulunca yaptıklarına pişman oldular ve Zemzem’i yeniden ortaya çıkarması konusunda kendisine engel olmayacaklarını bildirdiler.

Zemzem kuyusunu yeniden faaliyete geçirmesi, ayrıca onun liderliği sırasında Yemen’den Mekke’ye kadar gelen Habeş ordusunun mağlup bir şekilde geri dönmesi Kureyş ve diğer Araplar nazarında Abdülmuttalib’in itibarını en yüksek dereceye çıkarmıştır.

Abdülmuttalib zamanında Haşimoğulları ile onların yakın akrabası, aynı zamanda da siyasî rakibi olan Benî Ümeyye bir kez daha karşı karşıya geldiler. Bu defa tarafları temsil edenler, Hazreti Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib ile Ebu Süfyan’ın babası Harb b. Ümeyye’dir.

Anlaşmazlık kaynağı ise Harb b. Ümeyye’nin ticari rekabet sebebiyle Abdülmuttalib’in Uzeyne adındaki Yahudi komşusunu öldürmesidir. Maktulün hakkını aramak üzere Harb b. Ümeyye’ye giden Abdülmuttalib ondan kan bedelini istedi. Muhatabı talebi reddedince aralarında karşılıkla sert tartışma meydana getirmiştir.

Bunun üzerine kimin haklı olduğunun belirlenmesi amacıyla bir hakeme gitmeye karar verildi.

Kendisine müracaat edilen hakem Nufeyl b. Abdüluzza, Harb b. Ümeyye’yi kınayıp Abdülmuttalib’i haklı bulunca, ondan diyet bedeli alınıp öldürülen kişinin mirasçılarına teslim edildi.

ABDULLAH

Peygamberin Soyu ve Yakın Ataları
Peygamberin Soyu: Abdullah

Zemzem’i yeniden ortaya çıkarması sırasında Mekkelilerin engellemeleriyle karşı karşıya kalan Abdülmuttalib, onların kendisini koruyacak kimsesi olmadığı için böyle davrandıklarını düşünerek, Allah’a kendisine on adet erkek çocuk nasip etmesi için dua etmiş, dileği gerçekleşirse çocuklarından birini şükür amacıyla kurban edeceğini adamıştı.

Gerçekten de onun Abbas, Hamza, Abdullah, Ebu Talib (Abdümenaf), Zübeyr, Haris, Hacl, Mukavvim, Dırar ve Ebu Leheb (Abdüluzza) adlarında on oğlu, Safiye, Ümmü Hakim Beyza, Atike, Umeyme, Ervâ ve Berre adlarında altı kızı dünyaya geldi.

Abdülmuttalib’in Allah’a verdiği sözü yerine getirme zamanı geldiğinde çekilen kura en küçük oğlu Abdullah’a isabet etti. Ancak bir çocuğun kurban edilmesine Kureyşliler şiddetle karşı çıktılar. Zira onlar böyle bir davranışın topluma kötü örnek olacağından endişe duyuyorlardı.

Bunun için bir kahine müracaat edilerek meselenin halledilebileceği tavsiyesinde bulundular. Abdülmuttalib, Hayber’de bulunan bir kahineye giderek meseleye bir çözüm bulmasını istedi.

Kahine develerle Abdullah arasında her seferinde 10 deve artırılmak suretiyle kura çekilmesi tavsiyesinde bulundu. Onun dediği şekilde kura çekildi. Dokuz defa Abdullah’a isabet eden kura, onuncuda develerin adına çıkınca Abdullah kurban edilmekten kurtuldu.

Bu hadise sebebiyle Hazreti Peygamber Aleyhisselam, hem bu olayı hem de büyük dedesi Hazreti İsmail’in kurban edilmesi hadisesini kastederek, “Ben iki kurbanlığın çocuğuyum” demiştir.

Abdülmuttalib daha sonra oğlu Abdullah’ı Benî Zühre’nin ileri gelenlerinden Vehb b. Abdümenaf’ın kızı olan Amine ile evlendirdi. Düğünden birkaç ay sonra ticaret yapmak ve dayılarını ziyaret etmek amacıyla Medine’ye giden Abdullah burada hastalanarak vefat etti.

Peygamberin Soyu: Kaynakça

1- Belâzürî, Ensab, I, 12
2- Nüveyrî, Nihayetü’l-Ereb, II, 279
3- Buhari, Menakıbu’l-Ensar 28
4- Ibni Habib, Münammak, s.29
5- İbni Hişam, es-Sîre
6- Şemseddin Günaltay, Islam Öncesi Araplar, s.59
7- Yaşar Çelikkol, Islâm Öncesi Mekke, s.107
8- Sorularla İslamiyet sitesi
9- Hakkı Mercan Youtube videosu

Bu Makake Ne Kadar Yararlı Oldu?

Oy vermek için yıldızlara tıklayın!

Oyla

Paylaş:

Yorum yapın

Bu site spam'i azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.