Islam Tarihi İlmi ve Mahiyeti Nedir? #1

Islam Tarihi İlmi ve Mahiyeti Nedir? #1

Islam tarihi kelime olarak İslam’ın tarihi, yani İslam dinin tarihi manasına gelir. Bu anlamıyla, tarihin sanki İslam dinin tarihini incelediği sonucu çıkarılabilir.

Tarih İlmi ve İslam Tarihi

Tarih kelimesi genel kabule göre Sami dillerinde ay anlamını da ihtiva eden “arh” kökünden gelmekte olup, bir hadisenin tarihi ve tasviri demektir. Kavram Arapça’ya da aynı anlamda geçmiş olmakla birlikte, bu dilde tarih fikri, daha çok tarih ve ahbar tabirleriyle ifade edilmiştir.

Avrupa dillerinde ise bu anlama karşılık gelmek üzere chronologie ve historie kullanılır.

Terim olarak tarihe pek çok sosyal bilimci farklı anlam vermiştir. Bunlardan “tarih geçmişin ilmidir” veya “tarih, geçmişi konu edinen ilimdir” ifadeleri pek çok tarihçi tarafından kabul edilebilir tanımlar olmakla birlikte, bunlar ne tarihi be de tarih ilmini tarif edebilecek yeterliliktedir.

Müslüman tarihçiler de tarihe farklı bakış açıları sebebiyle farklı tanımlar getirmişlerdir. Mesela İbni Haldun, bu ilmî, “tarih bir zamana veya millete ait olayların anlatımıdır” ve “tarih dünyanın mamur olmasının temelini teşkil eden insan toplumlarından, bu toplumlarda meydana gelen değişikliklerden, yani devletlerlerden, insanların yaşayışından, cemiyette meydana gelen diğer değişikliklerden bahseden ilimdir” şeklinde tanımlar.

Sehavi ise tarihe, “olayların zamanlarını tayin ve tespit etmektir, konusu ise insan ve zamandır” şeklinde bir tarif getirir. Burada örnek olarak verilen tanımlar, bu kavramın ne kadar karmaşık olduğunu açıkça gösterir. Esasında burada zikredilen tarifler, bu ilmî tam anlamıyla tanımlamak yerine, onun belli bir yönüne veya önemine işaret etmektedir.

Islam Tarihi İlmi ve Mahiyeti Nedir? #1
Islam Tarihi İlmi ve Mahiyeti Nedir? #1

Tarihi tanımlamanın zorluğu kabul edilmekle birlikte, bu kavram muhtevasında genelde iki farklı anlamın öne çıktığı görülür. Birincisi, geçmişte kalan olaylar bütünü, yaşanmış geçmiş; ikincisi ise bu yaşanmış geçmişi inceleyen ilimdir. Başka bir ifadeyle tarih, geçmiş hakkında geleceğe aktarılan bilgiye, tarih bilimi de bu bilgileri kendine konu edinen, yani geçmişten gelen bilgiyi inceleyen ilim dalına ad olarak verilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında tarihi, tarihçilerin geçmişi incelemeleri sonucunda yazdıkları olarak anlamak da mümkündür.

Müslümanların Tarihi

İslam tarihi kelime olarak İslam’ın tarihi, yani İslam dinin tarihi manasına gelir. Bu anlamıyla, tarihin sanki İslam dinin tarihini incelediği sonucu çıkarılabilir. İslam Tarihinin, İslam dinin ortaya çıkışından başlayarak dünyanın çeşitli bölgelerine yayılış serüvenini konu edindiği düşünülürse, bu tanım yanlış da olmaz.

Ancak İslam tarihi kaynaklarının muhtevası incelendiğinde, İslam tarihinin İslam dininin tebliğ, gelişme ve yayılış tarihinden ziyade, o dine mensup olan insanların yani Müslümanların genelde askeri ve siyasi faaliyetlerinin ele alındığı bir faaliyet olduğu ortaya çıkar.

Bu durumda İslam tarihi yerine Müslümanların Tarihi tabirinin muhtevaya daha uygun düştüğü görülür. Üstelik İslam tarihinin temel kaynaklarından kabul edilen Ebû Hanife ed-Dinerevî (H.282/M.895), Ya’kûbî (H.292/M.905), Taberî (H.310/M.922), Mes’udî (H.345/M.956) gibi tarihçilerden hiçbiri eserlerinin adında İslam kelimesini kullanmamışlardır.

Belki bunun tek istisnası, zikri geçen tarihçilerden çok sonra yaşayan ve İslam tarihi ile ilgili kitabına Tarihu’l-İslam adını veren Zehebi (H.748/M.1347) olmuştur.

Bazı araştırmacılar İslam Tarihi ile Müslümanların Tarihi kavramlarının aynı anlama geldiğini iddia ederler. İslam tarihini eğer Hazreti Muhammed Aleyhisselam‘ın risalet görevini üstlenmesiyle başlayan ve onun hayatının sonuna kadar süren dönem olarak kabul edersek, bu iki tabir arasında herhangi bir farkın bulunmadığı ileri sürülebilir.

Zira bu süreçte ortaya konulan faaliyetler, vahyin murakabesi altında olduğu için hatalı bir uygulamanın gerektiğinde ilahi müdahale ile tashih edilmesi imkanı olmuştur.

Ancak Hazreti Peygamber Aleyhisselam dönemi sonrası için böyle bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla İslam tarihinin Hazreti Peygamber Aleyhisselam‘ın vefatından sonraki dönemi, yani siyer muhtevası dışındaki zamanı için İslam Tarihi yerine Müslümanların Tarihi tabirini kullanmak daha yerinde olur.

Peygamberler Tarihi

İslam tarihi alanında çalışan araştırmacıların bir kısmı idealist bir anlayışla, İslam tarihini hak ile batılın, tevhid ile şirkin mücadele süreci olarak tanımlamışlardır.

Bu düşünceye göre tarih, asırlar boyunca tevhidî tebliği temsil eden peygamberler ile şirk üzerine kurulu olan düzen ve hükümdar şahsiyetler arasındaki mücadeleden başka bir şey değildir ve bütün bu mücadele serüveni neticede İslam tarihini oluşturmaktadır.

Tavsiye Yazı: Şeyh Şamil Kimdir? Hakkında Kısa Bilgiler

Dini gayretlerin öne çıktığı bu tür bir tanımlama başlangıçta cazip gelebilir. Eğer İslam tarihi, insanlığın başlangıcından itibaren devam eden ve Hazreti Peygamber Aleyhisselam’ın vefatıyla tamamlanan bir zaman sürecini ele alsaydı, yani sadece peygamberler tarihi olarak anlaşılsaydı tarih için bu tanım kabul edilebilirdi. Ancak İslam tarihi muhtevası sadece peygamberlerin mücadeleleriyle sınırlı değildir.

Öyle olsaydı, İslam tarihinin Hazreti Peygamber Aleyhisselam’ın vefatıyla sona ermesi gerekirdi. Halbuki elimizdeki tarih kitaplarında İslam tarihi süreci, risalet görevinin tamamlanmasıyla kesilmeyip sonraki dönemleri de içine almaktadır. Hatta tarih kitaplarında peygamberlerden bahseden kısımlar diğer bölümlere göre çok az yer işgal etmektedir.

Misal vermek gerekirse, on cilt olarak telif edilen İslam tarihi kitaplarının (Taberi ve Ibnü’l-Esir‘in kitapları gibi) en fazla iki veya üç ciltleri Hazreti Adem Aleyhisselam’dan Hazreti Peygamber Aleyhisselam’ın vefatına kadar geçen zamana tahsis edilmiş, geri kalan kısımları ise Rasûlüllah Aleyhisselam’dan başlayarak tarihçilerin yaşadıkları zaman dilimine kadar geçen sürece ayrılmıştır.

İslam tarihini peygamberler ile onları yalanlayarlar arasında gerçekleşen hak-batıl mücadelesi olarak anlamak, Hazreti Peygamber Aleyhisselam sonrası hadiselerin izahını da zorlaştırmaktadır. Çünkü İslam tarihinde peygamberin yokluğunda meydana gelen olaylarda özellikle her iki tarafta da Müslümanların yer aldığı mücadelelerde hakkı kimin, batılı kimin temsil ettiğini tespit kolay değildir.

Musa Aleyhisselam ile Firavun ve Hazreti Peygamber Aleyhisselam ile Ebû Cehil’in mücadelesinde hak-batıl düalitesinin bir mahzuru olmaz. Ancak, Cemel, Sıffin, Merc-i Tanıt, Dandanakan, Otlukbeli, Çaldıran, Ridaniye savaşları gibi her iki tarafta da Müslümanların bulunduğu mücadeleleri bu anlayışa göre nasıl değerlendirmek gerekir?

Bu önemli tarihi hadiseleri hak-batıl mücadelesiyle açıklamaya kalkmak, tarihçiyi olayları izah ve tasvir etme makamından, hüküm verme makamına (hakim) taşıması kaçınılmazdır. Oysa tarihçi ne hakimdir ne de tarih bir mahkeme sahnesidir.

Adalet sisteminin en önemli aktörü olan hakimin görevi önüne gelen davayı sonuçlandırıp kesin ve bağlayıcı bir hüküm vermek iken, tarihçinin görevi ise sadece geçmişte onları açıklamaya çalışmaktır. Buna göre tarihçiliği, yani geçmişteki olaylara izah getirmeyi bırakıp hüküm vermeye kalkanlar, rol çalarak kendilerini hakim yerine koyanlardır.

Halbuki onların, haklarında hüküm vermeye kalktıkları insanlar çoktan dünyayı terk etmişlerdir, dolayısıyla verilen hükümler anlamsız kalır. Böyle olduğu içindir ki, tarih konusunda mahkeme kuranlar, esasında yargıç olamamakta, sadece belli inancın veya siyasi düşüncenin fanatik savunucusu haline dönüşmektedirler. Böyle bir durum da karşımıza ideolojik tarih anlayışını çıkarır.

Islam Tarihi ile Alakalı Eserler

Görüldügü gibi Islâm tarihini peygamberlerin mücadelesinden yola çıkarak tevhit-şirk zıtlığı ile izah etme anlayışı, tarihte bütün rolü ve etkinliği belli şahıslara yükleyen, toplumun geri kalanını ihmal eden bir tarih fikrini gündeme getirir ki, bu bakış açısı artık bilimsel anlamdaki tarih faaliyetlerinde önemini kaybetmiş durumdadır.

Artık tarihte kişiler ve yaptıkları üzerine odaklanmaktan ziyade, vakalara önem vermek gerektiği unutulmamalıdır. Zira tarihçilerin en büyük yardımcıları tek tek şahıslar değil, zamana şekil veren olaylardır.

İslam tarihi alanıyla ilgili telif edilen ilk eserlerin muhtevası başlangıçta sadece Rasûlüllah Aleyhisselam’ın hayatıyla (siyer-i nebi) sınırlı kalmışlardır. Daha sonra muhteva genişlemiş, tarihçiler eserlerinin baş kısmına Hazreti Peygamber Aleyhisselam’dan önceki insanlık tarihini ki bu bir çeşit peygamberler tarihidir (kısas-ı enbiya), sonun da Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den sonraki dönemleri de dahil ederek genel Islâm tarihinin, yani dünya tarihinin ilk örneklerini vermişlerdir.

Daha sonraki Müslüman tarihçiler de, eserlerini benzer anlayışla telif etmişler, Islâm tarihini, başka bir deyişle Müslümanların siyasi geçmişini insanlık tarihiyle bir bütün halinde takdim etmişlerdir. Bu sebepledir ki, onlar kitaplarına dini ve yerel değil, insanî ve evrensel isimler vermişlerdir.

Ebû Hanife ed-Dinerevî (el-Ahbaru’t-Tıval), Taberi (Tarihu’l-Ümem ve’l-Mülük), Mes’udî (Mürücü’z-Zeheb), İbnü’l-esir (el-kamil fi’t-Tarih) İbn Kesir (el-Bidâye ve’n-Nihaye) İbn Haldun (Unvanu’l-İber) Ibn Miskeveyh (Tecaribü’l-Ümem) vb. eser adlarına bakıldığında, önceki müverrihlerin tarihe günümüz Islâm tarihçilerinden daha genel planda baktıkları açıkça görülür.

Islam Tarihi İlmi ve Mahiyeti Nedir? #1

Hatta ilk Müslüman tarihçiler bu konuda Batılı meslektaşlarına da öncülük etmişlerdir. Nitekim Halife b. Hayyât (H.240/M.854) ve Ya’kûbî (H.292/M.905) gibi Müslüman tarihçiler asırlar önce dünya tarihinin ilk örneklerini sunmuşlardır.

Halbuki batı dünyasında Hazreti Adem Aleyhisselam’ı insanlığın başlangıcı olarak ele alan evrensel tarih anlayışı ancak 1679 tarihinde Fransız piskopos Bousset tarafından yazılan Evrensel Tarih Üzerine Nutuk isimli kitapla başlar.

Gerçek boyle olmakla birlikte, Müslüman tarihçilerin evrensel bakışları zamanla içine kapanma sürecine girmiş, onlar ya önceki tarihlerin özetlerini yazmakla yetinmişler, ya da daha çok bölge, şehir veya milli tarih telifine yönelmişlerdir.

Bunun yanısıra zamanla tarihin alanı daha da daraltılarak yerel ve bölgesel tarih yazıcılığı başlamış, üstelik tarih, dini ilimlerden biri olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Anlayış değişikliği kaçınılmaz bir şekilde genel anlamda tarihi, özel anlamda da Islâm tarihini kelam, fıkıh, tefsir gibi dini ilimlerden biri haline getirmiştir.

Bunun bir neticesi olarak tarih, bir taraftan kelâmın, diğer taraftan hukukun, hatta ahlakın konusu gibi incelenmeye ve açıklanmaya çalışılmıştır. Nitekim yakın zamana kadar Müslüman alimlerden bir kısmı Islam tarihi problemleriyle ilgilenmeyi, itikadı bir mesele olarak telakki etmişler, bu konularda fikir beyanını Islam akaidi hakkında görüş açıklamakla bir tutmuşlardır.

Islam Tarihi mi Evrensel Tarih mi?

Islam tarihini dini bir ilim kabul edenler, bunun yansıması tarihi meseleleri bir fıkıh mevzusu şeklinde ele almaya, politik niyetle gerçekleştirilen faaliyetleri ictihad kavramıyla açıklamaya çalışmışlar, başka bir ifadeyle siyasi muhtevalı hadiselere hukuk penceresinden bakmışlardır.

Oysa gerek konu, gerek araştırma metodu, gerekse sonuca ulaşma açısından tarihle hukuk birbirinden tamamen farklı disiplinlerdir. Dolayısıyla İslam tarihindeki olayları fıkhi metod takip edilerek ictihadla açıklamak mümkün değildir.

Çünkü fıkhi ictihad bir inşa, bir hüküm ortaya koymak, tarih ise geçmişi ve geçmişte olanları haber vermek, olgu ve olayları takdim ve tasvir etmektir. Öte yandan, geçmişteki hadiselere şu veya bu nedenle iştirak edenler, bu faaliyetlerini ictihad konusu değil, siyasi bir tercih olarak gerçekleştirmişlerdir.

Ayrıca yine unutulmamalıdır ki, onların olaylara müdahil olmalarının tek sebebi sevap kazanmak da değildir. Tarihteki kahramanların yaptıkları şey, içinde bulundukları şartlarda siyasi ve şahsi tercihleriyle hareket etmektir.

Bütün bunların ötesinde, Müslümanların dahil oldukları hadiselerin sadece ictihad, sevap-günah anlayışıyla ele alınması, tarihçinin gayretini, geçmişteki olaylarda kim ne kadar sevap aldı çizelgesini tutma ameliyesine indirger ki, böyle bir anlayışın binlerce yılda oluşturulmuş tarih birikimini anlamsız ve faydasız bir malumat yığını haline getireceği açıktır.

Kelâm, fıkıh gibi dini ilimlerin metodları kullanılarak ortaya konulan tarih yorumlarının bütün insanlığa hitap etmesini beklemek mümkün olmaz. Bu sebeple Islam tarihini aynen ilk Müslüman tarihçilerin yaptıkları gibi, sadece Müslümanları değil, bütün insanlığı muhatap alır hale getirmek, yani tarihi yerel ve dinsel olmaktan kurtarıp evrensel boyutta ele almak gerekir.

Nitekim tarih felsefesinin kurucusu kabul edilen Ibn Haldun (H.808/M.1406), tarihi dinî bir ilim değil, beşeri, insanî bir ilim olarak görmüş, tarihle ilgili düşüncelerini bu anlayış üzerine bina etmiştir.

Eğer Müslüman tarihçiler, Ibn Haldun‘un ortaya koyduğu bu tarih anlayışını ihya etmezlerse, onların tarihçilik adına insanlığa hitap eden ilmî eserler meydana getirmeleri mümkün değildir.

Bunun tabii sonucu ise dünyanın, hatta pek çok Müslümanın Islâm tarihini yabancı tarihçilerin ekseriyetiyle keyfi ve art niyetli değerlendirmelerle yazdıkları kitaplardan öğrenmeye devam edecek olmalarıdır.

Müslüman alimlerin müsteşriklerin eserlerine yazdıkları veya yazacakları reddiye türünden kitaplara gelince, bunlar tepki boyutlarını aşamayacağı için pek bir tesir de icra edemeyecektir.

Bütün bunlardan dolayı, Islam Tarihi çalışmalarını içe dönük mesaj kaygıları taşıyan ve menkıbe sınırlarını aşamayan çalışmalar olmaktan kurtarmak, bunun yerine bütün Islam tarihi konularını bilimsel bir anlayış çerçevesinde yeniden ele almak; gerek siyer, gerekse Islam tarihi mevzularında sadece Müslümanlara değil, bütün insanlığa hitap edecek eserler meydana getirmek Müslüman tarihçilerin öncelikli görevidir.

Kaynakça

1- Mustafa Zeki Terzi, Islâm Tarihi Yazarları ve Eserleri, Samsun, 1995
2- Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih-coğrafya Yazıcılığı, Istanbul,1998
3- Ibn Haldun, Mukaddime, Lübnan ts.
4- Sehavi, el-İ’lan bi’t-Tevbih Limen Zemme’t-Tarih, Beyrut, 1983
5- Doğan Özlem, Tarih Felsefesi, Istanbul, 1996
6- David Thomson, Tarihin Amacı, (çev. Salih Özbaran), İzmir, 1983
7- Siyer ve Islâm Tarihi

Bu Makake Ne Kadar Yararlı Oldu?

Oy vermek için yıldızlara tıklayın!

Oyla

Paylaş:

Yorum yapın

Bu site spam'i azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.