Yoldaki Yazar

Hakkımızda

Yeryüzünün buhranlı zamanlarında dünyaya meşale olabilecek fikirler, çıkış yolları araması insanlığın kader örgüsüne dahildir. Tarih boyunca karanlıkların katmanları arasında toplumları aydınlığa çağırmak için elçiler gelmiştir.

Ve Onlar, yeryüzünü zulümden adalete, kinden merhamete, endişeden güvene çıkarmak için Allah’ın kutlu yoluna, sırat-ı müstakim’e çağırdılar. Hakk ile, hakikat ve hikmet ile bezenmişti yolları.

Bütün çetrefilli, kasvetli yollar arasından seçilmiş ve sükunetle döşenmiş bir yola koyulmuştu onlar. Karşı koymalar, engellemeler, ezalar mücadelelerinden alıkoymamıştı Resulleri. Zira yeryüzünde insanlara tanıklık edecekler onlar.

Ve peygamberlerin izi üzere yol yürüyenler, onlara inanan, onların yoluna revan olanlar. Onlar da hakk’ın ve adaletin şahitleri olarak yeryüzünün bir esenlik yurduna dönüşmesi için yürüyecekler, koşacaklar, mücadele verecekler. Bir yanda hakk’ın şahitleri, diğer tarafta batılın ve zulmün taraftarları.

Insanlık tarihi kadar eski bir mücadeledir bu.

Tarih seyrinin son devrinde coğrafi keşifler, birbiri ardına dizilmiş ihtilaller, sanayi devrimi, sömürmeye koşullanmış savaşlar. Batıl, yeni ve hızlı hamlelerle dolaşmaya başlıyordu yeryüzünü. Sömürmek için yeni topraklar, yeni ve gelişmiş yöntemler buluyordu kıtalar arasında yaşayan halklar için.

Yeni silahlar; yeni öldürme biçimleri, yeni bir şiddet ve nihayet ardı arkası kesilmeyen savaşlar yine.

Ülkeler işgal ediliyor, sömürgeler oluşturuluyor, kıtalar arasında kaynaklar taşınıyor ve zengin, sorgulanamayan güçler, yeni tiranlar çıkıyordu sahaya. İnsanlık için bir yönüyle yaşam koşulları kolaylaşırken, iletişim araçları, teknolojik gelişmişlik bakımından birbirinden son derece farklı seviyede halklar oluşuyordu. Bir yandan sömürmek için bütün güçlerini seferber edenler diğer yanda direnenler ve canları pahasına savunanlar.

Son çağın debdebesinin en yoğun yaşandığı topraklar Müslümanların yaşadığı coğrafyadır. Çin hududundan Balkanlara, Cebel-i Tarik’tan Yemen’e kadar kara ve kızıl emperyalizmin en kibirli yüzüyle karşılaşıyordu Müslümanlar. Çanakkale’de, Filistin’de, Libya’da, Bağdat’ta…

Cephe sadece topların, tüfeklerin patladığı yer değildi elbette. Çıkış yolları ararken düşülen tuzaklar, öz değerlerinden kopuş süreci de başlamıştı bir yandan. Hedefte sadece altıyla üstüyle yeni yeni dünya düzeninin doymak bilmez iştahını kabartan topraklar değildi.

Bin yıldır kalplerde gezinen iman; çarşıda, sokakta gezinen merhametle, dağlardan ovalardan şehirlere yayılan vahdetle, insanları birbirine bağlayan İslam ve ruy-i zeminde gezinen ezan da törpülenmeli, emre amade edilmeliydi. Yeni kurgular, senaryolar, düzenekler bir biri ardınca sıralanıyor ve yorgun, takati zayıflamış halklar teslim alınmak isteniyordu.

Bu sitenin amacı; işte böyle bir zeminde son çağın şahitleri olarak yaşamış alimler, şehitler ve mücadele öncüleridir. İslam’ın vatan kıldığı topraklarda adalet, emniyet ve vahdet gibi insanlığın saadeti için İslam ile gelen ilkelerin yeniden hakim olması mücadelesi vermiş şahsiyetleri yad etmek: sadece bu değil amacımız. Zira onların kısa ve özet sayılabilecek hayat mücadelesini nakletmek bir vefadan ziyade bir zaruret olarak duruyor karşımızda.

Artık modern çağın insanları bir yılgınlar ve yorgunlar topluluğu olarak dizayn etme girişimlerinin karşısına hayatlarını bir diriliş soluğuyla geçmiş şahsiyetlerin izleğinde durabiliriz. Durmalıyız. Şu modern hız çağında görkemli bir duruşla ancak durulabilir, böyle sükunet bulabiliriz.

Paylaş: